4 results listed
Ahlak konusu Batı düşünce tarihinde üzerinde en fazla durulmuş olan konulardan birisidir. Hem vahiyden bağımsız Antik Yunan düşüncesinde, hem vahiy ekseninde şekillenmiş olan Ortaçağ Batı düşüncesinde ve hem de Modern Batı düşüncesinde konu her daim güncelliğini korumuştur.
Antik Yunan’da ahlak vahiyden bağımsız olarak, insan özelinde ve daha çok onun mutluluğu, ilgileri istek ve arzularıyla olan ilişkisi bakımından ele alınmıştır. Bu bağlamda insanın arzularına, entelektüel kaygılarına hitap eden ve onu mutlu kılan hususlar ahlaki noktada iyi kabul edilmiş, bu standardı yakalayamamış iş ve eylemlere ahlaki bir değer atfedilmemiştir.
Ortaçağ’a gelindiğinde ahlakın doğrudan vahiyle ilişkisi kurulmuş ve konu herhangi bir düşünce, tutum ve eylemin Tanrısal buyruğa uygun olup olmaması bakımından ele alınmıştır. Modern dönemde ise yeniden akla ve dolayısıyla insana bir dönüş yaşanmış, konu bütünüyle vahiyden bağımsızlaştırılamamış olsa da mümkün olduğu kadar insan aklı özelinde değerlendirilmeye çalışılmıştır. Diğer taraftan ahlak konusu özelindeki tartışmalar ağırlıklı olarak, ahlakın temelinde neyin olduğu, objektif bir ahlak sisteminden söz etmenin mümkün olup olmadığı konuları üzerinde yoğunlaşmıştır. Doğal olarak bu tartışmalar belli dönemlerde belli anlayış ve kişilerin ön plana çıkmasına zemin hazırlamıştır. Bu bildiride biz ahlakın genel anlamda ne manaya geldiğini, Batı düşünce tarihinde nasıl ele alındığını ve bu konu ile ilgili ne tür alternatiflerin ortaya konulduğu üzerinde durmaya çalışacağız.
International Congress of Human and Social Sciences Research
İTOBİAD
Ergin ÖGCEM
Ahlak, hem dinin ve hem de felsefenin ilgi duyduğu konuların başında gelir. İnsanlık düşünce tarihinde; “Ahlak nereden kaynaklanır? Onun ilke ve kriterlerini belirleyen mutlak bir öğreti var mıdır? Her yerde herkes için geçerli bir ahlak sisteminden, kural ve ilkeler bütününden söz etmek mümkün müdür?” vb. sorular hem dini telakkinin ve hem de felsefi düşüncenin cevabını araştırdığı bir konu olmuştur. Diğer taraftan ahlakın somut ve görünür bir şey olup olmadığı, dolayısıyla söze ve ispata konu olabilecek bir yönünün bulunup bulunmadığı da üzerinde durulan önemli bir mesele olmuştur. Ahlakın mahiyet, ilke ve kaynağına dair yaklaşımlar farklı olduğundan, farklı coğrafya ve inanç sistemlerinde ahlaki yaşamın tezahürleri de farklı olmuştur. Ahlak konusunun çok ciddi bir şekilde ele alındığı inanç sistemlerinden birisi de insanlık tarihinin son ve mütekâmil dini olan İslam’dır. İslam’ın ahlaki yaşama olan güçlü vurgusu insanlarda çoğu zaman onun ahlakla özdeş bir din olduğu kanaati uyandırmıştır. Zira İslam inanç sistemi içerisinde vücuda gelmiş Kelam, Tefsir, Akaid, Fıkıh, Tasavvuf gibi hemen her disiplin açısından ahlak ele alınması gereken en öncelikli konulardan birisi olmuştur. Bu bildiride hem İslam dininin birincil kaynaklarında ahlak konusunun ne şekilde ele alındığı ve hem de buradan hareketle İslam düşünce tarihinde bu meseleye dair ne tür görüşlerin ileri sürüldüğü inceleme konusu yapılacaktır
International Congress of Human and Social Sciences Research
İTOBİAD
Ergin ÖGCEM
İnsan özünde, yeryüzünü imar ve inşa için yaratılmıştır. Tanrı insanı, bu asli vazifeyi yerine
getirmek üzere yeryüzüne göndermiştir. Ancak diğer varlıklardan farklı olarak akıl melekesine
sahip olan ve bu nedenle de irade edebilme kabiliyeti bulunan insan, yeryüzünde inşa kadar
imha eylemiyle de temayüz etmiştir. İtaate kabiliyeti olduğu gibi, isyana da meyilli olan insan,
hem kendi cinsinden varlıklara, hem diğer canlı ve çevre unsurlarına ve hem de Tanrı’ya karşı
muhalif tavırlar sergilemiştir.
Kendi tarihi serüveni göz önüne alındığında, insanın sürekli bir mücadele halinde olduğu
görülür. Bu sebeple bazen kendine ait değerlerin yerleşmesi, bazen de kendisine dayatılmak
istenen birtakım hususların bertaraf edilmesi için savaş vermiştir. Teolojik perspektifle
yaklaşıldığında, insanın savaşçı kimliğinin, atalarından devralmış olduğu en bariz özelliği
olduğu görülür. İnsanlık tarihi süresince değişik sebeplerle birçok savaş meydana gelmiştir. Bu
nedenlerden birisi de hiç şüphesiz din veya dine dayalı tutumlardır. Bu tebliğ büyük ölçüde
savaşların dinle olan ilişkisini ya da savaşların ortaya çıkmasında dinin nasıl bir rolünün
olduğunu ele almayı amaçlamaktadır.
International Congress of Human and Social Sciences Research
İTOBİAD
Ergin ÖGCEM
Human being was essentially created for the construction of the earth. God has sent man to the
earth to perform this essential duty. However, unlike other beings, human being having mind
and will has also demonstrated the destruction of the earth as much as construction. Human
being who has the ability of obedience and rebellion has exhibited oppositional attitudes towards
God, mankind and other creatures as well.
Considering its historical adventure, it is seen that human being are in constant struggle. He
fought for his values and the elimination of certain issues that were intended to be imposed on
him. From a theological perspective, it is seen that the most obvious characteristic of warrior
identity of human being was inherited from the first ancestors. Throughout the history of
humanity, many wars have occurred for various reasons. One of these reasons is undoubtedly
religion or attitudes based on religion. This paper largely aims to discuss the relationship between
war and religion or what kind of a role does the religion has in the emergence of wars.
International Congress of Human and Social Sciences Research
İTOBİAD
Ergin ÖGCEM